Otobüs Maceraları

12 yorum

otobüss

Anaokulunu da sayarsak 22 senelik hayatımın yaklaşık 17 senesi okullarda geçti. Geçmeye de devam ediyor yüksek lisans, master vesaire düşünürsek bu daha böyle uzayıp gider. Hal böyle olunca toplu taşıma araçlarıyla çok yakın ilişki içerisinde olmak kaçınılmaz tabiki. 17 senelik okul hayatımın yaklaşık 8 senesi de otobüslerde geçti. Özellikle üniversiteye girdikten sonra günde yaklaşık 3-4 saatimi yollarda geçirir oldum. Hatta bazen 2 saatlik bi ders için 4 saat yol gidip geldiğim oluyor. Her gün 3 araç değiştirerek fakülteme ulaşmaya çalışmaktayım. Neyse burada asıl paylaşmak istediğim şey ise bu yolculuklar sırasında tanık olduğum garip, komik bazen iğrenç ama gerçek olaylar dizisi..

otobüs5 Türkiye'de toplu taşımanın ne alemde olduğunu saat 8 buçuk sularında herhangi bi Taksim otobüsüne binen (ya da bindiğini zanneden) herkes çok iyi bilir. Genelde otobüslere binmeye çalışılmaz zaten öyle yoğun saatlerde, ayağımızı koymamız yeterlidir çoğu zaman. İnsanların çoğu camlara yapışmış hatta kırıp çıkmak ister gibi ayakta durmaya çalışırken bulacağınız en son şey konfor olacaktır. ( tamam resim biraz abartı kabul :) İşte yine böyle tıklım tıkış bir Taksim otobüsüne bindiğim bigün ayakta giderkene aslında ayaklarımın yerde olmadığını farkettim. Otobüs o kadar kalabalık ki ayaklarım yere basmıyo havada gidiyorum =)) Şaka tabiki o kadar değil ama yaklaşık. Neyse önümde "arkaya ilerleyelim boş yerleri dolduralım" diye klasik çemkirmelerini yapan bir muavinle yola devam ediyorum. Muavinin sesinin kesilmemesi üzerine ondan kurtulabilmek için biraz ilerlemeye çalıştım ve kısmen başardım da. Ayaktayım ve hemen önümde orta yaşlı bi amca oturuyor. Yolculuğumuz böyle sürerken beklenmedik bi gelişme oldu. Lütfen midesine güvenmeyenler burda bıraksınlar okumayı =)

otobuss Tam tepesinde olduğum amca aniden hapşırdı ! Bunda ne var diyebilirsiniz ama devam edin. Amca hapşırığıyla otobüsü inlettikten sonra elini yüzünden çekti ki o da ne elinde bir balgam duruyor. Ben de işim gücüm yokmuş gibi pür dikkat bakıyorum. Can sıkıntısı işte.. Bu da insanlık hali diyebilirsiniz ve beklenen davranış adamın cebinden bi mendil ya da selpak çıkarıp elini yüzünü silmesi olacaktır. Hadi hiç olmadı çaktırmadan üstüne başına silsin. Ancak olay pek umulduğu gibi devam etmiyor. Balgam çıktıktan sonra amca nasıl bi psikolojiye büründüyse onu geri içine almak istedi. Ve bikaç salise içinde yeterince psikopatlaştıktan sonra balgamı hüüüüüp diye tekrar ağzına aldı ordan da mideye indirdi =s evet bööörgg seslerini duyabiliyorum. Ben gülsem mi kussam mı diye düşünürken kafamı kaldırıp başka şeyler düşünmeye çalıştım. Ama o hüpürdetme sesi kafamda çok uzun süreler yankılandı =)

Taksim'de otobüsten indiğimde bu olayı bian önce birilerine anlatıp yarılmak istedim. Bu olayın tamamı belki iki üç saniye sürdü ama etkileri hala devam ediyor. O günden sonra o amcayı bidaha hiç görmedim. Ama bana mide bulandırıcı ve komik bir anı bıraktığı kesin. Böylece anlatmak istediğim ilk olayı bitirmiş olduk. Aklıma geldikçe ve yeni olaylar yaşadıkça bu yazı dizisi devam edecek. Ülkemizde böyle insanlar oldukça mizah malzemesi biter mi hiç =)


Devamını okuyun...>>

Lost Sırları: S04E07

0 yorum

lost

Geçtiğimiz haftaki, tam bir tatil bölümü tadında olan ve bu yüzden biz izleyicileri tatmin edemeyen bölümün ardından bu hafta yine Lost ruhuna bürünmüş bir bölümle karşılaştık. Yine sorularım cevap bulmaktan ziyade yeni soruları bulduğum bi bölüm oldu. Ana karakterlerimiz olan Sun ve Jin'in eskiden sıkıcı bulduğumuz bölümlerinin aksine gayet akıcı, şaşırtıcı ama aynı şekilde de duygusal ve acıklıydı. Ben gene bazı önemli noktalar üzerine değineceğim fakat sadece bölümü izlemiş olanlar için yapacağım bunu. Bölümü İzlemeyenler ne yapacaklarını daha doğrusu ne yapmayacaklarını çok iyi biliyorlar..

lost4x07j Öncelikle Oceanic'in 6'lısının tamamlanmasına az kaldı. Geçtiğimiz bölümlerdeki flashforwardlar sayesinde öğrendiğimiz Jack, Kate, Hurley ve Sayid'den sonra 6'lının 5. elemanı olarak Sun'ı görüyoruz. Aynı şeyi Jin için söyleyemeyeceğim malesef çünkü onun durumu çok daha karışık. Bölümün sonundaki dumur edici görüntülerde Jin'in mezarını görüyoruz. Bu noktada kafama bir sürü ihtimal gelse de mezar taşındaki tarihi gördükten sonra bir tanesi ağırlık kazandı. Ölüm tarihi 22.09.2004 olarak gözüküyor. Yani uçağın düştüğü tarih. Bu demektir ki Jin adadan kurtulamadı. Bu öldü anlamına da gelmiyor aslında Sun bişekilde çocuğu doğurmak için adadan ayrılmak zorunda kalmış ve Jin bi nedenden ötürü orada kalmış olabilir. lost4x07 Tabi adadan ayrılırken ya da ayrılmadan önce ölmüş de olabilir. Tek bilinen şey adadan çıkamadığı ve Oceanic'teki yolcular için yapılan bir mezar taşının olması. Aslında bu mezar taşları diğerleri için de olmalı çünkü hepsinin öldüğü sanılıp gömülmüşlerdi. Peki ozaman Jin'in flashforward'ı ne işti neden "daha iki aylık evliyiz" dedi derseniz bence o flashforward değil flashback'ti. Yani aklıma gelen en mantıklı cevap buydu. Bunu en çok destekleyen şey ise satıcının Jin'e "ejderha yılındayız" demesi. Çin takvimine göre ejderha yılı 12 senede bir geliyormuş. 1988, 2000, 2012... gibi. Bu demektir ki Jin'i gördüğümüz flashback 2000 senesine aitti. Yani kazadan 4 sene öncesine.. Yine bebeğin doğumunu düşünürsek Sun'ın flashforwardı da yaklaşık 2005 Ağustos'a denk geliyor.

lost4x07micheal3 Bölümdeki diğer bir dumur olayı da (malesef bunun olacağını tahmin ettiğimden yeterince etkilenemedim) gemide Micheal'ı görmemiz oldu. Uzun süredir Micheal ve Walt'la ilgili bir bölüm olmasını bekliyordum, hala da bekliyorum. Ama sonunda Ben'in gemideki adamının Micheal olduğunu gördük. Ne olmuşta Micheal böyle birşeyi kabul etmiş olabilir? Daha da önemlisi Walt nerdedir? Geminin duvarındaki kan kimin beyninden artakalanlardır? Geminin kaptanı ne ayaktır ve o kız neden okyanusa atlayıp intahar etmiştir? Bu sorular uzayıp gider herzamanki gibi. Ben bu bölümde en çok o karakutudan çıkarılacak bilgileri merak ettim. Bakalım önümüzdeki bölümlerde bunları öğrenebilecekmiyiz. Buarada son olarak üzücü bir haber veriyorum, malesef 8. bölümden sonra Lost'a 1 ay ara verilecekmiş =(


Devamını okuyun...>>

Haftanın Canlı Performansı: Paramore

0 yorum

logo

Yaklaşık iki haftadır manyak blogum öksüz kaldı. Birçok kez niyetlensem de bitürlü toparlanıp bişeyler yazamadım. Neden derseniz en önemli nedeni yoğunluk sınırlarını aşan dersler, ödevler, sunumlar, sınavlar... Tek neden bu değil aslında bi şekilde vakit ayırabilirdim ama ilham gelmedi, canım istemedi bisürü bahane işte =) Bundan önce kendi kendime her ay için en az otuz gönderi yayımlarım diye planlamıştım ama bu ay işlemeyecek bu sanırım. İşin kötüsü dersler dönem ilerledikçe daha da yoğunlaşıyor. Artık idare etmeye çalışcaz bi şekilde.. Neyse ben gene klasik canlı performansımızdan bahsedeyim. Bu hafta sizlerle çok amatör gibi gözüken ama aslında pek de öyle olmayan bir performans paylaşacağım. Yanlış anlaşılmasın amatörden kötü bi kastım yok. Sadece şarkıyı  yol kenarına oturmuş üç gencin çalıp söylemesinden kaynaklanıyo bu amatörlük. Arkadan araba sesleri dahi duyuluyor yani o derece =) Araştırıp öğrendiğim kadarıyla Paramore adlı bir alternatif rock grubuymuş bu gençler. Halbuki pek öyle bir halleri yok ama çaldıkları şarkı ve kızın sesi çok hoşuma gitti. Sizin de beğeneceğinizden eminim. Video için yazının devamına hoplayın ha buarada youtube gene yasaklandığı için yasak kalkana kadar videoyu göremeyeceksiniz malesef onun için şimdilik bu adresten izleyebilirsiniz.(Paramore - Pressure (acoustic)(download @ live-pulse.com)


Devamını okuyun...>>

Lost Sırları: S04E05

2 yorum

lost

Söylentilerden bu bölümün dizinin en bomba bölümlerinden biri olacağını duymuştuk, haklılarmış. Çoğu kişiye ve bana göre Flashes Before Your Eyes bölümüyle birlikte bu bölüm tüm 4 sezonun en iyi bölümleriydi. Bahsettiğim iki bölümünde ortak özelliği ana karakterinin Desmond olması ve zamanda yolculuk teması üzerinde durması. Bölümle ilgili yazılacak çok şey var ve hiçbişey yok aslında. Ama ben genede bişeyler karalayacağım. Tabi bu bölümü izlemeyenler bu yazının devamını okumayacak yoksa uff olurlar. Klasik uyarımı yaptıktan sonra yazının devamına bakabiliriz.

lost_helicopter_desmondTüm bölüm boyunca ne Oceanic'in 6'lısından, ne Lock'tan ne Aaron'dan ne de Ben'den eser yok. Tamamen bir olay üzerine yoğunlaşılmış ve 40 dakika boyunca bu işlenmiş ve kısmen bir sonuca kavuşturulmuş. Hatırlayacağınız gibi Desmond ve Sayid gemiye gitmek üzere adadan ayrılmışlardı ancak adanın elektromagnetik alanından çıkarken beklenmedik gelişmeler oldu. Hatch'in patlamasıyla yoğun miktarda elektromagnetik enerjiye maruz kalan Desmond'ın zihni zamanda yolculuk yaptı. 1996'da orduda olan Desmond birden kendini helikopterde buldu. Bundan sonra daha birçok gelgitler yaşadı. Zaman yolculuklarını tek yaşayan Desmond değil Minkowski ve Brandon da aynı yan etkiyi yaşamış. Ama onların sonu ölüm oldu malesef.

Çılgın Faraday Desmond'ı geçmişteki kendine yönlendirince olaya bir de "sabit" karıştı. Bu zaman gelgitinden kurtulmanın tek yolu iki zamandada var olan ve çok değer verdiğin bir sabit bulmaktı ve Desmon Penny'sini bularak bundan kurtuldu. Zamanda yolculuk Faraday'da da görülmüş ve bu yüzden hafıza sorunları yaşıyor olabilir. (geçen bölümlerdeki iskambil kartı oyununu hatırlayın) TV'de uçağın enkazını izlerken ağlaması da Desmond'un dediklerini hatırlaması ve yıllar sonra bunların gerçekleşmesi yüzünden diye tahmin ediyorum. Geçmişte günlüğüne girdiği yazıyı bulan Faraday, sabitini Desmond olarak belirlemiş çoktan.

dan_defter6  Bu olaylarla birlikte artık şimdiye kadar izlediğimiz hiçbir şeyde zaman kavramından emin olmamak gerek.  Acaba ilk sezondan beri flashback sandığımız geriye dönmeler aslında böyle zamansal gelgitler olabilir mi? Ya da bu insanların bu adaya ilk düşüşü mü? 3. sezonun finalinde adaya geri dönmeliyiz diyen Jack bir flashback olabilir mi? Ya da Jack bu tür bir zihinsel yolculukla babasını uyarıp ölmemesini sağlayabilir mi? Hugo nun lotonun sayılarını bilmesi bu tür bir zihinsel yolculuk sonucu gerçekleşmiş olabilir mi?  Rousse eski bölümlerde "gemideki herkes hastalandı hepsini vurmak zorunda kaldım" demişti. Bu hastalık Desmond'unkinden olabilir mi?

Benzer sorular çoğaltılabilir fakat hiçbiri teoriden öteye gidemiyor.  Sonuç olarak biçok kez tüylerimi ürperten bir bölüm oldu. Zamanda yolculuk olayına küçüklükten beri takmış ve Geleceğe Dönüş serisini zilyon kere seyretmiş biri olarak bu bölüm çok  etkiledi beni. Önümüzdeki bölüme kadar herkese iyi beklemeler.


Devamını okuyun...>>

Haftanın Canlı Performansı: Duman

5 yorum

logo

Bu haftaya kadar canlı performanslarda hep yabancı gruplara yer verdim. Artık bir Türk grup ağırlamanın vakti geldi diye düşünüyorum. Türkçe rock deyince akla gelen ilk grup hiç şüphesiz Duman oluyor. Grup 1999 yılında Eski Köprünün Altında isimli albümleriyle ilk çıkışını yapsa da en büyük çıkışı Belki Alışman Lazım isimli albümleriyle olmuştur. Yazının devamındaki videoda ise 2003 Bostancı konserindeki Gurbet şarkısı performansını izleyebilirsiniz. İyi seyirler..


Devamını okuyun...>>

Yıldız Kardeş

3 yorum

meteor

Nedenini anlamadığım bir şekilde Dünya'nın sonu konulu ikinci yazımı da yazmış bulunuyorum. Bu seferki seneryomuz ise Güneş ve onun başka bir yıldız kardeşiyle yakınlaşma isteği.. Daha bilimsel bir dille açıklarsam; Güneş sistemimizin yakınlarından geçecek bir yıldız heran Dünya'nın sonunu hazırlayabilir. Böyle şeyler hep konuşuluyo ama gerçekleşeni henüz göremedik diyebilirsiniz çok da haklısınız. Hemen her sene bir göktaşı olayı dolanır medyada yok düşcekmiş yok dünyanın sonu yakınmış falan.. Bu yazıyı diğerleriyle karıştırmayın lütfen ve devam edin =)

Solar System Konumuza dönecek olursak aslında Güneş sisteminin yakınından Dünya'mızı tehdit edebilecek bir yıldız geçme olasılığı size piyango vurma olasılığından daha yüksek. Dünya'nın Güneş'e yakın gezegenler arasında yer alması ise en büyük şansı olarak görülüyor. Bu sayede Güneş bizi uzayın derinliklerinde kaybolmaktan koruyacak. Ancak yine de 2,2 milyonda bir şansla Dünya yörüngesinden fırlayarak karanlıkta kaybolabilir. Güneş sistemindeki dış gezegenler için ise bu şans çok daha yüksek. Örneğin Jüpiter'in böyle bir olay sonucu yörüngesinden çıkma olasılığı 100 binde bir olarak öngörülüyor. Ancak böyle birşey gerçekleşirse yörüngesinden çıkan Jupiter Dünya'ya öyle yaklaşacakki bizi uzayın derinliklerine fırlatacak, ya da doğru Güneş'in içine...

Biraz daha iyimser olursak Jupiter ya da geçen yıldız bizi yörüngemizden koparmaz ama yörüngemizin şeklini değiştirir. İyice eliptik olan yörüngemiz sayesinde Dünya'mızda yaşama izin vermeyecek sıcaklık farkları oluşabilir. Daha da iyimser olursak Jupiter yörüngemize dokunmaz ama astroid kuşağının arasından geçerken ordan bulduğu bütün meteorları Dünya üzerine fırlatır. Bunun sonucunda da sonumuz dinazorlarınkinden pek farklı olmayacak sonucu çıkarılabilir.

Ne kadar karamsar olduğumun farkındayım =) Ancak bütün bu kötü olasılıklara karşın biz şansımıza güvenmeliyiz. Güveniyoruz da zaten. Bu yazıyı okuyan kimse 2 dakika sonra böyle bişeyin olasılığını bile kafaya takmayacaktır. Günlük yaşantımızda bile yeterinden fazla sorun varken birde böyle birşeye kafa yormak pek mantıklı değil haliyle. Ve bunun farkında olan beyniniz bu olaslıkları bian önce kafanızdan atmak için faliyete geçecektir o yüzden rahat olabilirsiniz =) Ama düşüncem o ki Dünya er ya da geç böyle bir felaketin eşiğine gelecek ve umarım o duruma geldiğimizde işin içinden çıkabilmek mümkün olur.


Devamını okuyun...>>

Bowling Evlere Giriyor

0 yorum

united_bowling_1

Evde bilardo masasını duymuştum ama bowling fikrini ilk defa duyuyorum. Florida'da kurulan bir şirket ( United Bowling ) evinize iki şeritli ve boyutları gerçektekiyle birebir aynı olan mini bir bowling salonu kurmayı vaadediyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bunu uçuk bir ücretle yapıyor. Tabi sadece şeritleri kurmakla kalmıyorlar aynı zamanda skor sistemi için bilgisayarları, top delikleri ve hatta ayakkabıları bile düşünmüşler. Ee işin ucunda 88,000$ olunca..aa ağzımdan kaçırdım =) Paranın yanında eğer bowling oynamak istiyorsanız eviniz de bu projeye uygun olmalı. Yaklaşık 27 metre uzunluğunda ve 3 buçuk metre genişliğinde uygun bir alan bulunmak zorunda evinizde. Tüm bu uçuk şartları sağladıktan sonra artık arkadaşlarınızı arayıp evinizde bowling partisi düzenleyebilirsiniz. Bu arada şirketin verdiği hizmet Florida'yla sınırlı sanmayın o paraya dünyanın öbür ucuna bile gider o şirket =)


Devamını okuyun...>>

Yaratıcı Hoparlör Tasarımları

0 yorum

hi-fi_window

Bilgisayarınızın ya da sinema sisteminizin en önemsenmeyen parçalarından biri hiç şüphesiz hoparlörlerdir. Özellikle bilgisayarlarda olsa da olur olmasa da olur bakış açısıyla yaklaşılır ve mümkünse en ucuzundan alınır. Ama oyun oynarken ya da film seyrederken alacağınız güçlü ve net sesler en az net ve güzel görüntüler kadar etkileyicidir ve multimedya konforunu zirveye taşıyan püf noktalardır ses sistemleri. Ses teknolojisi deyince de aklıma gelen ilk firma Creative oluyor. Bunun arkasında ise ürettiği üstün ses kaliteli hoparlörler ve üretimini sadece ses teknolojileri üstüne yoğunlaştırması var sanırım. Ancak ismi Creative olmasına rağmen birazdan göreceğiniz hoparlörler kadar yaratıcı tasarımlara imza atabilmiş değil. Resimlerini yazının devamına koyduğum birbirinden yaratıcı hoparlörler bildiğiniz tasarımların dışına çıkmanızı sağlayacak. İyi seyirler..

speakerprobably_1 speakerprobably_2 speakerprobably_3 speakerprobably_4 speakerprobably_5 speaker


Devamını okuyun...>>